Ana içeriğe atla

Enerji


Değerli dostlar,

Bugün enerji ile ilgili yazı yazacağım. Yaşamın varolması için gerekli enerji. Hepimizin enerjiye ihtiyacı var. Ülkeler enerji elde etmek için para harcıyorlar. Şu an ağırlıklı olarak en ucuz enerji kaynağı olan fosil yakıtları kullanarak enerji elde ediyoruz.

Bugün, dünyamız petrol, doğal gaz ve kömür formundaki fosil yakıtlara tamamen bağımlı durumdadır. Bilim insanları fosil yakıtlar dışında enerji kaynağı olarak kullanılabilecek kaynaklar aramaktadır. Dünyamız toplamda 14 trilyon watt lık bir güç harcamaktadır; bunun % 33 ü petrolden, % 25i kömürden, % 20 si gazdan, % 7 si nükleer enerjiden, % 15 i biyoyakıtlar ve hidroelektrikten ve çok az bir kısmı % 0,5 i güneş ve yenilenebilir enerji kaynaklarından gelir.

Bugün, elektrikli araba kullanarak tasarruf edeceğimizi düşündüğümüz arabalarında şarj edilirken, elektrik enerjisi kullandığını düşünürsek halen fosil yakıtlara ihtiyacımız bulunmaktadır. Sonuç olarak fosil yakıtlarında belli bir zaman içinde azalacağı ve bize yetmeyeceği gerçektir. İnsanoğlu yeni kaynaklar bulmak zorundadır. Peki nedir bu kaynaklar?

1900 lü yıllarda iki eski dost olan, Henry Ford ve Thomas Edison hangi enerji kaynağının gelecek yüzyılın yakıtı olacağı üzerine bahse girdi. Henry Ford, kömürün yerine petrolün kullanılacağını söylerken, Thomas Edison elektrikli arabalar üzerine bahse girdi. Petrolün çok ucuz bir kaynak olması sebebiyle, kısa süre içinde Ford haklı çıktı. Piller, bugüne kadar benzinin olağanüstü başarısına erişemedi. Bugün dahi, mukayese ettiğimizde eşit miktarda benzin, pilden 40 kat daha fazla enerji içerir.

Fakat şimdi, geç de olsa, Edison yüzyıl sonra bahsi kazanacak gibi görünüyor. Petrolün yerini almakta en umut vadeden, yenilenebilir enerji kaynakları olan güneş ve hidrojen enerjisi olarak görünüyor.

Bir sonraki yazımda, diğer enerji kaynaklarının durumundan bahsedeceğim.

İyi haftalar diliyorum,

Saygılarımla,

Ufuk Saygın
AQUA Danışmanlık

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yapay Zeka ve Büyük Veri: Geleceğin İş Dünyası, Etik Sorunlar ve Sürdürülebilir Çözümler

Değerli dostlar,   Geçen hafta Salı günü, üyesi olduğum TKYD’nin düzenlediği “ Yapay Zeka ve Büyük Veri: Geleceğin İş Dünyası, Etik Sorunlar ve Sürdürülebilir Çözümler” paneline katıldım. Gerçekten çok verimli ve aydınlatıcı bir panel oldu. Başta değerli dostum panelin moderatörü Ali Kamil Uzun olmak üzere tüm konuşmacılara ve derneğimize TKYD bu güzel etkinlik için teşekkür ediyorum. İnanılmaz hızla değişen Dünya’mızda hayatımıza giren yapay zeka kavramının gelecekte firmalarımıza neler katacağı, oluşabilecek hukuki sorunlar ve etkileri üzerine değerli panelistler ve katılımcılar fikirlerini ifade ettiler. Konu ile ilgili bende görüşlerimi sizinle paylaşmak istiyorum. Yapay zeka kavramı daha çok bilgi işlem teknolojisi gibi gözükse de aslında bizim için önemli bir araç olacaktır. Kavram sadece IT profesyonellerinin kodlama işinin çok ötesinde bir devrimi ifade ediyor. Şirketlerin doğru analizlerle karlılığını arttırmaları, büyümeleri ve sektörlerinde öncü olabilmeleri için kul...

Mühendis mi öğretir? Usta mı?

Değerli dostlar, İşletmelerde o kadar çok problem var ki, gördüğünüz gibi anlat anlat bitmiyor. Bir diğer problem, mühendislerinde, çekirdekten gelen patronunda üretim prosesi bilgisi atelyedeki ustabaşından geliyor. Yani ikiside atelyedeki ustanın rahle-i tedrisatından geçiyor. Bu gerçekten çok acı bir durum, burada emekçi usta kardeşlerimi eleştirdiğimi düşünmeyin lütfen. Ancak, ustaların prosese bakışı ve değerlendirmesi ile tabiki, mühendisin bakışı ve değerlendirmesi farklı olmalıdır. Usta yaşanmışlıkları ile hareket ederken, mühendis bilgisiyle hareket etmelidir. Maalesef üniversitelerimizden mezun olan genç arkadaşlarımız ağırlıklı teorik bilgilerle yetiştikleri için, herhangi bir üretim prosesinde yorum yapabilecek durumda olmuyorlar. Üstlerindeki amir de aynı süreçten geçip, ustadan öğrendikleri ile yorum yaptığı için çoğu zaman, genç arkadaşlarımızın gelişimleri maalesef yeterli olmuyor. Bir arıza çıktığı durumda, proses de oluşan hatalarla karşılaşınca yorum yapamı...

Gökdelenlerin tarihi

Değerli dostlar, Bugün, gökdelenlerin tarihi üzerine yazı yazacağım. Gökdelenler, ilginçtir ama çeliğin üretim metodunun yenilenmesi ile başlar. 1855 te, Sir Henry Bessemer, çeliğin mass production olarak üretilebilmesine olanak sağlayan metodunun patentini almasıyla, yeni bir bina mimarisi ortaya çıkar. Ancak, burada bir diğer problem ortaya çıkmıştır. Yüksek binalara nasıl çıkılacak? Düşünsenize, 50. Kata yürüyerek çıkıldığını. 1857 de, Elisha Otis, bu problemi çözmek için, ilk güvenilir asansörü icat etmiştir. 1885 te yapılan, 10 katlı Chicago sigorta binası ilk gökdelen değildir, ancak ilk yapı çeliğinin kullanıldığı binadır. Bu inşaat alanında o dönem için büyük bir yeniliktir. 1903 yılında, (Reinforced concrete) güçlendirilmiş beton kullanılarak yapılan ilk gökdelen 15 katlı, Ingalls Building tir. Ve, 1931 yılı, hepimizin bildiği Empire State in yapıldığı yıldır. 410 günde tamamlanmıştır. 1972 yılına kadar Dünya’nın en uzun gökdelenidir. Art Deco mimarisine sahip bi...