Ana içeriğe atla

Kopernikçi ilke Antropik ilkeye karşı


Değerli dostlar,

Evren ve kuantum fiziğiyle ilgilendikçe, varlığımız ve nedenselliğimiz beni her zaman meraklandırıyor. Öyle büyük bir evren var ki, yanında o kadar küçük ve önemsiziz ki, düşündükçe içinden çıkamıyorum. Diğer taraftan yaşamın güzelliği, varolmanın gerçekliği beni mutlu ediyor. Bu konu ile ilgili fizikçiler iki felsefi düşünce etrafında birleşiyorlar. Birincisi, Kopernik ilkesi, ikincisi ise, antropik ilke.

Kopernik ilkesi, evrendeki konumumuza ilişkin hiçbir özel durum olmadığını belirtir. Kopernik Dünya’yı evrenin merkezinden almakla kalmadı, Hubble teleskopu da bize milyarlarca galaksiden oluşan ve sürekli genişleyen evren kavramını söyleyerek, Samanyolu galaksisini de evrenin merkezi olmadığını ortaya çıkarttı.

Diğer tarafta ise, bizim bu üç boyutlu evrenimizde bir dizi şaşırtıcı gerçekliğin bilinci mümkün kıldığının farkına varmamızı sağlayan antropik ilke vardır. Stephen Hawking şöyle der, “Eğer büyük patlamadan bir saniye sonraki genişleme oranı yüz bin milyonda bir bile olsa daha ufak olsaydı, evren mevcut boyutuna ulaşamadan önce yeniden çökerdi.”  Aslında yaşamın ve bilincin ne kadar değerli olduğu gerçeğini takdir etmeyi hep unutuyoruz. Evrenin en değerli tözlerinden olan sıvı su kadar basit bir madde bile, Güneş sisteminde belki de galaksimizde, yalnızca Dünya’mızda ve muhtemelen Jüpiter’in uydusu Europa’da bulunur. İnsan beyni belki de en yakın yıldıza kadar doğanın Güneş sisteminde yarattığı en karmaşık cisimdir. Mars ya da Venüs’ün cansız arazilerinin resimlerine bakarken o yüzeylerin şehirler, ışıklar ve hatta yaşamın karmaşık organik kimyasalları açısından tamamen çorak olduğu gerçeği ile karşılaşırız. Bu bile bizim yaşamımızın ne kadar kırılgan olduğunu ve Dünya’daki serpilmesinin nasıl bir mucize olduğunu takdir etmemizi gerektirir.

Kopernikçi ilke ve antropik ilke bir anlamda varlığımızın aşırılıklarını parantez içine alan ve evrendeki gerçek rolümüzü anlamamıza destek olan karşıt yaklaşımlardır. Kimiz ve neden varız?

İyi haftalar diliyorum,

Saygılarımla,

Ufuk Saygın
AQUA Danışmanlık

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Fiyat düşürerek satış yapmak

Değerli dostlar, Sonuç olarak, şirketlerin varolabilmeleri için satış yapmaları gerekmektedir. Peki, nasıl satış yapacağız? Firma ticaretinden sorumlu, kişilerle konuştuğumda çoğu zaman maliyetlerden ve satış fiyatlarının yüksekliğinden yakınıyorlar. Herhangi bir ürünün satış fiyatını düşürerek yapılan satış çok da başarılı bir operasyon değildir. Şimdi, çoğu satış yöneticisi bana kızacaktır ama maalesef durum bu. İşletmelerin ticari faaliyetinden sorumlu yöneticiler, satış fiyatının dışında başka enstrümanlar bulmalıdırlar. İş sadece fiyat olsaydı, piyasada pahalı satan hiçbir firma kalmazdı. Ancak, işletmelere baktığımızda aynı sektörde pahalı satanında ucuz satanında bulunduğunu görebiliriz. Peki, o zaman pahalı ürün piyasada nasıl satılıyor? Bu soruyu sorduğunuzda çok fazla cevap alabilirsiniz. Denilen herşey de doğrudur. Yalnız şunu unutmamak lazım, eğer pahalı satan firma kar edip büyüyorsa, demek ki, doğru pazarlama ve satış stratejisi uygulamış, pahalı olmasına ra...

Yapay Zeka ve Büyük Veri: Geleceğin İş Dünyası, Etik Sorunlar ve Sürdürülebilir Çözümler

Değerli dostlar,   Geçen hafta Salı günü, üyesi olduğum TKYD’nin düzenlediği “ Yapay Zeka ve Büyük Veri: Geleceğin İş Dünyası, Etik Sorunlar ve Sürdürülebilir Çözümler” paneline katıldım. Gerçekten çok verimli ve aydınlatıcı bir panel oldu. Başta değerli dostum panelin moderatörü Ali Kamil Uzun olmak üzere tüm konuşmacılara ve derneğimize TKYD bu güzel etkinlik için teşekkür ediyorum. İnanılmaz hızla değişen Dünya’mızda hayatımıza giren yapay zeka kavramının gelecekte firmalarımıza neler katacağı, oluşabilecek hukuki sorunlar ve etkileri üzerine değerli panelistler ve katılımcılar fikirlerini ifade ettiler. Konu ile ilgili bende görüşlerimi sizinle paylaşmak istiyorum. Yapay zeka kavramı daha çok bilgi işlem teknolojisi gibi gözükse de aslında bizim için önemli bir araç olacaktır. Kavram sadece IT profesyonellerinin kodlama işinin çok ötesinde bir devrimi ifade ediyor. Şirketlerin doğru analizlerle karlılığını arttırmaları, büyümeleri ve sektörlerinde öncü olabilmeleri için kul...

Gökdelenlerin tarihi

Değerli dostlar, Bugün, gökdelenlerin tarihi üzerine yazı yazacağım. Gökdelenler, ilginçtir ama çeliğin üretim metodunun yenilenmesi ile başlar. 1855 te, Sir Henry Bessemer, çeliğin mass production olarak üretilebilmesine olanak sağlayan metodunun patentini almasıyla, yeni bir bina mimarisi ortaya çıkar. Ancak, burada bir diğer problem ortaya çıkmıştır. Yüksek binalara nasıl çıkılacak? Düşünsenize, 50. Kata yürüyerek çıkıldığını. 1857 de, Elisha Otis, bu problemi çözmek için, ilk güvenilir asansörü icat etmiştir. 1885 te yapılan, 10 katlı Chicago sigorta binası ilk gökdelen değildir, ancak ilk yapı çeliğinin kullanıldığı binadır. Bu inşaat alanında o dönem için büyük bir yeniliktir. 1903 yılında, (Reinforced concrete) güçlendirilmiş beton kullanılarak yapılan ilk gökdelen 15 katlı, Ingalls Building tir. Ve, 1931 yılı, hepimizin bildiği Empire State in yapıldığı yıldır. 410 günde tamamlanmıştır. 1972 yılına kadar Dünya’nın en uzun gökdelenidir. Art Deco mimarisine sahip bi...