Ana içeriğe atla

Ay'da yaşam bölüm 2

Değerli dostlar,

Ay ile ilgili yazıma devam ediyorum. Ay da yaşam kurmak için ilgilenmemiz gereken bir diğer konu da radyasyon problemidir. Dünya’mızın mükemmel yapısı, güneş ışınları ve güneşte oluşan patlamalar neticesinde meydana gelen radyasyon dalgalarına karşı bizi korumaktadır. Ay da bu katmanlar olmadığı için radyasyondan korunmak için, korunaklı sığınaklara ihtiyacımız bulunacaktır.

Radyasyondan korunmanın en uygun yolu, Ay’da lav tüpünden bir yeraltı üssü yapmak olacaktır. Bunlar eski yanardağlardan püskürmüş kalıntılardan yapılabilir. Güneş ile uzaydan gelecek radyasyona karşı koruma sağlarlar. Arkasından inşa edeceğimiz medeniyet için, Dünya’dan büyük makineler ve malzemeler gönderilmelidir. Prefabrik malzemeler ve şişirilebilir eşyalar bu aşamada sürecimizi hızlandıracaktır. Ayrıca, Dünya’dan getirilen 3 boyutlu yazıcılarla da istenen makineler ve parçalarda üretilebilir. Metalleri işlemek için gerekli olan fırınlar ise, Ay’da hava olmadığı için mümkün değildir. Ancak, Ay toprağı mikrodalga ile ısıtıldığı durumda kaya gibi sağlam seramik tuğlalar yapılabilir. Bu tuğlalar ile kuracağımız üssümüzü inşa edebiliriz.

Ne düşünüyorsunuz? Yaşayabilir miyiz? Coğrafi keşiflerden bugüne, geldiğimiz nokta müthiş. Okyanusları aşıp, yeni karalar keşfetmekten, gezegenlere hükmetmek. Peki ya yönetime ne diyorsunuz? Kimin toprağı olacak? Ay için de savaş çıkar mı? 1967 yılında, ABD, SSCB ve birçok başka ülke, gökyüzünde silah yerleştirilmesi veya mülkiyet ilan edilmesini yasaklayan bir anlaşma imzaladılar. Böylece, nükleer silahların Dünya’nın yörüngesine, Ay’a veya uzaydaki başka bir konuma yerleştirilmesi yasaklandı. Ancak, ticari amaçlı veya sahsi arazi mülkiyetleri ile ilgili bir ifade anlaşmada yer almıyordu. Muhtemelen 1967 yılında bu çok uzak bir ihtimal görülüyordu. Ama geldiğimiz noktada Ay’a seyahatin planlandığı günümüzde artık bu konuları düşünmenin zamanı gelmiş olabilir.

İyi haftalar diliyorum,

Saygılarımla,

Ufuk Saygın

AQUA Danışmanlık

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Son akşam yemeği Bölüm 1

Değerli dostlar, En son yazımda, Leonardo Da Vinci ile ilgili yazmıştım. Bugün de yine Leonardo ile ilgili yazacağım ancak bu sefer konu bir eseri olacak. Son akşam yemeği eserini duymuşsunuzdur. Aslında bir önceki bloğumda yazdığım gibi sanat eserleri niteliğindeki resimler bende çok fark yaratmıyordu. Leonardo’nun biyografisini okuyunca, biraz daha bilgi kazandığımı düşünüyorum. En azından resimde nerelere bakacağımı daha iyi biliyorum artık. Son akşam yemeği resmini ben daha önceden bir tablo gibi düşünmüştüm Oysa ki, resim bir duvara çizilmiş, evet yanlış duymadınız. Resim Milano’daki Santa Maria Delle Grazie kilisesinin duvarına çizilmiş. Leonardo tüm resimlerinde insanların duygularını ve ruh hallerini resimlerine yansıtmaya çalışmış, hem de ne yansıtma. Resimlerinde daha çok hareketli anları çizmiş ve o hareket hallerinde insan vücudunun aldığı formu incelemiş ve en doğru şekilde resmetmeye çalışmış. Son akşam yemeği’ni de incelerseniz, tablonun hem hareketli insan figürleri...

Kuantum bilgisayarlar

Değerli dostlar, Bugün kuantum bilgisayarlar hakkında yazı yazacağım. Kuantum bilgisayarlar bilgisayar dünyasında bir devrim niteliğindedir. Moore yasasının artık sınırına gelmiş durumdayız. Daha hızlı bilgisayarlar için farklı metotlar denememiz gerekiyor. Şu an için bilim insanları kuantum teknolojisi ile hesaplama yapmaya çalışmaktadır. Kuantum dünyası apayrı bir dünya, yazılarımda bahsettiğim gibi, akıl ile anlaşılabilecek durumun ötesindedir. Bugünkü, bilgisayarlar bit dediğimiz, 0 ve 1 lerden oluşan ikili sistemi kullanarak hesaplama yaparlar. Kuantum dünyasında durum farklıdır. Herhangi bir andaki olasılık, olabilecek tüm durumların toplamı kadardır. Yani, büyük bir nesne ile anlatmak istersek, bir kedinin hem ölü, hemde canlı olduğu olasılığını düşünün. Kuantum dünyasında bu olabilir. Dolayısıyla, 0 veya 1 in gerçekleşme durumu, her ikisinin olma olasılığının toplamı kadardır. Kuantum bilgisayarlar, hala emekleme aşamasındadır. Kuantum bilgisayarlarındaki en büyük...

Şirketlerin Sürdürülebilirliği ve Kurumsal İtibarda Kurumsal Yönetimin Etkisi

  Değerli dostlar, İşlerimin yoğunluğu sebebiyle, uzun zamandır yazamıyordum. Bugün güzel bir konu ile tekrar yazmaya başlayayım. Geçen hafta üyesi bulunduğum TKYD’nin “Şirketlerin Sürdürülebilirliği ve Kurumsal İtibarda Kurumsal Yönetimin Etkisi ” temalı paneline katıldım. Gerçekten çok keyifli ve bilgilendirici bir panel oldu. Bu güzel organizasyonun hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Panel’de kurumsal yönetimin önemine yönelik panelistler ve katılımcılar değerli yorumlarını anlattılar. Kurumsal yönetim aslında şirketlerin belirlenmiş kurallar ve bilgi çerçevesinde yönetilmesini istiyor. Ülkemizde en büyük sorun da burada başlıyor, özellikle şirketlerin sahipleri şirketlerin yönetiminde tek hakim güç olmak istemeleri, sözlerinin üzerine söz söylenmesini istememeleri, herhangi bir kurala bağlı olmadan şirketlerini yönetmek istemeleri, firmaların kurumsallaşamamalarının önündeki en büyük engeldir. Bunu engellemek için oluşturulan yönetim kurulları da aslında çoğ...