Ana içeriğe atla

Mars'ı yaşanabilir kılmak Bölüm 1

 Değerli dostlar,

Son zamanlarda daha çok Mars ile ilgili haberler okuyoruz. İnsanoğlu, yaratılışın ardından geçen milyonlarca yıl sonra Dünya’mızın dışında yeni bir yaşam gezegeni oluşturmaya çalışıyor. Antik Yunan filozoflarının yaşamın, maddenin anlamını irdelemeye başlamalarından itibaren geçen 2.400 yıl sonra insanoğlu sınırlarını zorluyor.

Mars’ın yaşanabilir kılınması için ilk yapılması gereken atmosfer oluşturulması, arkasından da suyun oluşturulması olacaktır. Mars yüzeyinde son yapılan incelemeler, eskiden ırmakların aktığı dere yataklarını tespit etmiştir. Mars’ta yaşamı başlatmak için öncelikle, yapay bir sera etkisi yaratmamız gerekiyor. Bunun için, Mars atmosferine metan ve su buharı katmamız gerekir. Bu sera gazları, Güneş ışığını yakalayıp, buzullardaki sıcaklığı giderek yükseltir. Buzullar eridikçe de sıkışmış su buharı ve karbondioksit atmosfere salınacaktır.

Bunun dışında, Mars’ın yörüngesine uydular göndererek Güneş ışığını yoğunlaştırıp, buzullara yönlendirebiliriz. Bu yaz günlerinden bir mercekle güneş ışığını bir noktaya odaklayıp, kağıt yakmamıza benzetilebilir. Daha marjinal fikirlerde var tabiki, Satürn’ün aylarından biri olan Titan’dan metan gazı getirip Mars atmosferine bırakmak da ayrı bir öneridir. Metan gazı, karbondioksitten daha etkili bir sera gazıdır, karbondioksite oranla ısıyı 20 kat daha fazla tutmaya yarayacaktır. Bir diğer öneri, uzayda yakınlarda bulunan kuyruklu yıldızlardan ve asteroitlerden yararlanmaktır. Daha önceki yazılarımda da yazdığım gibi, kuyruklu yıldızlar büyük oranda buzdan meydana gelir ve asteroitlerde bir sera gazı olan amonyak içerir. Böylece yine Mars atmosferinde sera etkisi oluşturmaya çalışırız.

Daha farklı bir fikir ise, Mars’a ilk insanlı yolculuğu yapmayı planlayan Elon Musk’tan gelmiştir. Musk, Mars’ın tepelerinde hidrojen bombaları patlatarak buzulları eritmeye çalışmasıdır. Ancak, bu işlemin uzun vadede etkileri tam olarak hesaplanamamaktadır. Mars’taki buzulların tamamen erimesi halinde 5 ile 10 metre derinliğinde bir okyanusu doldurmaya yetecek sıvı suyun elde edilebileceği tahmin ediliyor.

Bu fikirlerin tamamı, Mars’ın atmosferinin kendi kendine ısınmasını sağlayacak bir taşma noktasına gelmesini sağlamak içindir. Sıcaklığı 6 derece celsius arttırmak, erime işlemini harekete geçirmek için yeterli olacaktır. Buzullardan yayılan sera gazı atmosferi ısıtır. Çok uzun zaman önce çölün soğurduğu karbondioksitte açığa çıkarak daha fazla erimeye neden olup gezegenin ısınmasına katkıda bulunur. Böylelikle, Mars’ın ısınması dışarıdan müdahaleye gerek olmaksızın devam edebilir. Gezegen ne kadar ısınırsa, o kadar su buharı ve sera gazı açığa çıkar ve bu da gezegenin daha fazla ısınmasına sebep olur. Bu şekilde Mars’ın atmosfer basıncıda arttırılmış olur.

Bundan sonra ne mi yapılacak? Bunu da bir sonraki yazımda yazacağım.

İyi haftalar diliyorum,

Saygılarımla,

Ufuk Saygın

AQUA Danışmanlık

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yapay Zeka ve Büyük Veri: Geleceğin İş Dünyası, Etik Sorunlar ve Sürdürülebilir Çözümler

Değerli dostlar,   Geçen hafta Salı günü, üyesi olduğum TKYD’nin düzenlediği “ Yapay Zeka ve Büyük Veri: Geleceğin İş Dünyası, Etik Sorunlar ve Sürdürülebilir Çözümler” paneline katıldım. Gerçekten çok verimli ve aydınlatıcı bir panel oldu. Başta değerli dostum panelin moderatörü Ali Kamil Uzun olmak üzere tüm konuşmacılara ve derneğimize TKYD bu güzel etkinlik için teşekkür ediyorum. İnanılmaz hızla değişen Dünya’mızda hayatımıza giren yapay zeka kavramının gelecekte firmalarımıza neler katacağı, oluşabilecek hukuki sorunlar ve etkileri üzerine değerli panelistler ve katılımcılar fikirlerini ifade ettiler. Konu ile ilgili bende görüşlerimi sizinle paylaşmak istiyorum. Yapay zeka kavramı daha çok bilgi işlem teknolojisi gibi gözükse de aslında bizim için önemli bir araç olacaktır. Kavram sadece IT profesyonellerinin kodlama işinin çok ötesinde bir devrimi ifade ediyor. Şirketlerin doğru analizlerle karlılığını arttırmaları, büyümeleri ve sektörlerinde öncü olabilmeleri için kul...

Mühendis mi öğretir? Usta mı?

Değerli dostlar, İşletmelerde o kadar çok problem var ki, gördüğünüz gibi anlat anlat bitmiyor. Bir diğer problem, mühendislerinde, çekirdekten gelen patronunda üretim prosesi bilgisi atelyedeki ustabaşından geliyor. Yani ikiside atelyedeki ustanın rahle-i tedrisatından geçiyor. Bu gerçekten çok acı bir durum, burada emekçi usta kardeşlerimi eleştirdiğimi düşünmeyin lütfen. Ancak, ustaların prosese bakışı ve değerlendirmesi ile tabiki, mühendisin bakışı ve değerlendirmesi farklı olmalıdır. Usta yaşanmışlıkları ile hareket ederken, mühendis bilgisiyle hareket etmelidir. Maalesef üniversitelerimizden mezun olan genç arkadaşlarımız ağırlıklı teorik bilgilerle yetiştikleri için, herhangi bir üretim prosesinde yorum yapabilecek durumda olmuyorlar. Üstlerindeki amir de aynı süreçten geçip, ustadan öğrendikleri ile yorum yaptığı için çoğu zaman, genç arkadaşlarımızın gelişimleri maalesef yeterli olmuyor. Bir arıza çıktığı durumda, proses de oluşan hatalarla karşılaşınca yorum yapamı...

Gökdelenlerin tarihi

Değerli dostlar, Bugün, gökdelenlerin tarihi üzerine yazı yazacağım. Gökdelenler, ilginçtir ama çeliğin üretim metodunun yenilenmesi ile başlar. 1855 te, Sir Henry Bessemer, çeliğin mass production olarak üretilebilmesine olanak sağlayan metodunun patentini almasıyla, yeni bir bina mimarisi ortaya çıkar. Ancak, burada bir diğer problem ortaya çıkmıştır. Yüksek binalara nasıl çıkılacak? Düşünsenize, 50. Kata yürüyerek çıkıldığını. 1857 de, Elisha Otis, bu problemi çözmek için, ilk güvenilir asansörü icat etmiştir. 1885 te yapılan, 10 katlı Chicago sigorta binası ilk gökdelen değildir, ancak ilk yapı çeliğinin kullanıldığı binadır. Bu inşaat alanında o dönem için büyük bir yeniliktir. 1903 yılında, (Reinforced concrete) güçlendirilmiş beton kullanılarak yapılan ilk gökdelen 15 katlı, Ingalls Building tir. Ve, 1931 yılı, hepimizin bildiği Empire State in yapıldığı yıldır. 410 günde tamamlanmıştır. 1972 yılına kadar Dünya’nın en uzun gökdelenidir. Art Deco mimarisine sahip bi...