Ana içeriğe atla

Victoria's Secret

Değerli dostlar,

Bugün çok meşhur bir marka ile ilgili yazacağım. İncelemeden evvel böyle bir hikayesi olacağı aklıma hiç gelmezdi. Çünkü, çok meşhur, çok pahalı ürünler satan gerçekten çok üst seviye bir markadan bahsedeceğim. Bu marka, Victoria’s Secret tır.

Dünyaca ünlü mankenlerin ürünlerini sergilediği bu marka ile ilgili araştırma yaptığınızda çok ilginç gerçeklerle karşılaşacaksınız. Markanın çıkışı da çok ilginç, işletmenin kuruluş hikayesi de çok ilginç. İşletme, eşine iç çamaşırı almak isteyen bir adamın, iç çamaşır mağazasına gitmekten çekinmesi ve sonucunda da bu şekilde çekinen erkeklerin kolayca iç çamaşırı alabilmesi için maksadıyla kurulmuş. İşletmenin kurucusu, Roy Raymond bankalardan ve diğer finans kuruluşlarından elde ettiği bir miktar sermaye ile 1977 yılında işe başlar.

Roy Raymond’ın satış stratejisi de, kadınların sadece düz beyaz iç çamaşırları giymesi fikrini değiştirip, kraliçe Victoria döneminin iç çamaşırlarından esinlendiği, süslü, dikkat çekici, erkekleri cezbedici modeller üzerine kurulmuştu. Bu konsept bize şu an gayet normal gelse de o dönem için yeni bir çığır açmıştı. 1960 lar, 1970 lerin genel kabul görmüş iç çamaşırları kadınları daha çok rahat ettiren modellerden oluşmakta idi.

Raymond markasını da, bu fikirden ilham alarak, kraliçe Victoria’nın yatak odası sırlarından esinlenerek oluşturmuştu. Kuruluş amacı olan erkekleri de unutmayan Roy Raymond posta ile de iç çamaşırı da satmaktaydı. İlk yıllarında iyi karlar sağlayan firma daha sonra gerekli pazarlama ve işletme stratejilerini doğru uygulayamadığı için finansal darboğaza girdi ve şirket kuruluşundan 5 yıl sonra, 6 mağaza, 42 sayfalık katalog ile, Limited Brands firmasına sadece 1 milyon USD karşılığı satılır.  

Firmanın yeni sahibi Leslie Wexner ise, Wexner, o dönemlerde eşi benzerine pek rastlanmayan The Limited adlı spor giyim mağazasını kurmuş ve öncülük ettiği bu alanda büyük başarı elde etmişti. O devirde 40 yaşında olan Wexner’in kişisel net değeri 50 milyon dolar gibi dudak uçuklatan bir rakamdı. Wexner, 2010’da Newsweek dergisine verdiği bir röportajda olay hakkında şu yorumlarda bulundu: “Ufak bir mağazaydı ve Victoria Devri’ni andırıyordu. Aslında İngiltere’de yaşanan Victoria Devri’nden ziyade kırmızı kadife koltuklarıyla tam bir Victoria Dönemi genelevi gibiydi. Lakin satılan iç çamaşırları insanı baştan çıkaran cinstendi. O zamana dek Amerika’da böyle bir şeyin eşi benzerini hiç görmemiştim.”

Tam bir kurt tüccar olan Wexner, Victoria’s Secret’ın nerede hata yaptığını hemen anladı: Mağaza da kataloglar da erkeklere hitap ediyordu, bu sebepten ötürü Victoria’s Secret kadınların kalbini kazanmayı başaramamıştı.

Wexner, ilk olarak Avrupa’ya giderek önde gelen iç çamaşırı butiklerini kapsamlı bir şekilde inceleme altına aldı. Avrupa’da yaşayan kadınlar iç çamaşırına büyük önem veriyorlardı, dolayısıyla Wexner buradaki mağazaların işin ehli olduğunu gayet iyi biliyordu. Gözlemlerini yaptıktan sonra Amerika’ya geri döndü. “Eğer Amerikalı kadınlara da Avrupa’daki butikler gibi mağazalardan iç çamaşırı alma imkanı sağlasak işleri 360 derece döndürürüz.” diye düşünüyordu. Ayrıca iç çamaşırı sektöründe aşırı derecede pahalı markalar ile “pazar malı” diye niteleyebileceğimiz kalitedeki ürünler arasında yer alan bir marka neredeyse yoktu. Durumu iyi tahlil eden Wexner, dünyaca ünlü “La Perla” markasının orta sınıfa hitap eden versiyonunu yaratmayı amaçlıyordu.

Son olarak Wexner, hem kadınlara hitap eden hem de bir nevi “lüks” ve “cazibe” havası yaratan yepyeni bir mağaza atmosferinin satışlara tavan yaptıracağını düşünüyordu. Eninde sonunda Ralph Lauren’in yolundan gitmeye karar verdi; İngiliz esintileri taşıyan ve bu yönüyle Amerikalıların çok hoşuna gidecek türden bir ortam yarattı. Raymond’un mağazalarındaki koyu renk ahşaplar ve kıpkırmızı renk cümbüşünü ortadan kaldırdı. Bunlar yerine yaldızlı aksesuarlar, çiçek desenli baskılar, klasik müzik yayını ve eski tip parfüm şişeleri gibi unsurlardan yararlanmaya başladı. Artık sıcak tonlu ışıklar altında sergilenen dantelli sütyenler ve külotlar tüm dükkânları sarmıştı. Hatta “Margaret Caddesi No. 10” şeklinde sahte bir İngiliz adresi de uydurulmuştu, böylelikle müşterilere Victoria’s Secret bir İngiliz markasıymış izlenimi veriliyordu. Halbuki şirketin genel merkezi Ohio eyaletinin Columbus şehrindeydi! Bu arada Raymond döneminde giderek daha modern ve müstehcen hale gelen katalog da biraz yumuşatılarak Vogue ya da Glamour dergilerinin kıvamına getirildi. Miracle Bra gibi birçok yeni ürün piyasaya sürüldü ve hepsi de çok sattı.

Kısacası artık kadınlar Victoria’s Secret mağazalarına akın ediyordu, erkekler de büyük bir iştahla katalogları inceliyorlardı. Wexner’in planı adeta tıkır tıkır işliyordu. 1995’e geldiğimizde Victoria’s Secret’in değeri 1.9 milyar dolara ulaşmıştı ve ülke çapında tam 670 mağaza vardı. Şirket, dinamikliğini de hiçbir zaman yitirmedi; inovasyona devam edildi ve marka imajı sürekli yenilendi. Hatta bu çabalar kapsamında 2000 yılı civarında o İngiliz mağazalarını andıran tema da ortadan kaldırıldı. Ancak, herşeyin sonu olduğu gibi, Victoria’s secret markası da son yıllarda kendini tekrarladığı için, sadece 1,1 milyar dolara yüzde 55’lik hissesini Sycamore Partners'a sattı. Oysa ki, 2018 yılında 13,2 milyar USD ciro elde etmişti.

İyi haftalar diliyorum,

Saygılarımla,

Ufuk Saygın

AQUA Danışmanlık 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Son akşam yemeği Bölüm 1

Değerli dostlar, En son yazımda, Leonardo Da Vinci ile ilgili yazmıştım. Bugün de yine Leonardo ile ilgili yazacağım ancak bu sefer konu bir eseri olacak. Son akşam yemeği eserini duymuşsunuzdur. Aslında bir önceki bloğumda yazdığım gibi sanat eserleri niteliğindeki resimler bende çok fark yaratmıyordu. Leonardo’nun biyografisini okuyunca, biraz daha bilgi kazandığımı düşünüyorum. En azından resimde nerelere bakacağımı daha iyi biliyorum artık. Son akşam yemeği resmini ben daha önceden bir tablo gibi düşünmüştüm Oysa ki, resim bir duvara çizilmiş, evet yanlış duymadınız. Resim Milano’daki Santa Maria Delle Grazie kilisesinin duvarına çizilmiş. Leonardo tüm resimlerinde insanların duygularını ve ruh hallerini resimlerine yansıtmaya çalışmış, hem de ne yansıtma. Resimlerinde daha çok hareketli anları çizmiş ve o hareket hallerinde insan vücudunun aldığı formu incelemiş ve en doğru şekilde resmetmeye çalışmış. Son akşam yemeği’ni de incelerseniz, tablonun hem hareketli insan figürleri...

Kuantum bilgisayarlar

Değerli dostlar, Bugün kuantum bilgisayarlar hakkında yazı yazacağım. Kuantum bilgisayarlar bilgisayar dünyasında bir devrim niteliğindedir. Moore yasasının artık sınırına gelmiş durumdayız. Daha hızlı bilgisayarlar için farklı metotlar denememiz gerekiyor. Şu an için bilim insanları kuantum teknolojisi ile hesaplama yapmaya çalışmaktadır. Kuantum dünyası apayrı bir dünya, yazılarımda bahsettiğim gibi, akıl ile anlaşılabilecek durumun ötesindedir. Bugünkü, bilgisayarlar bit dediğimiz, 0 ve 1 lerden oluşan ikili sistemi kullanarak hesaplama yaparlar. Kuantum dünyasında durum farklıdır. Herhangi bir andaki olasılık, olabilecek tüm durumların toplamı kadardır. Yani, büyük bir nesne ile anlatmak istersek, bir kedinin hem ölü, hemde canlı olduğu olasılığını düşünün. Kuantum dünyasında bu olabilir. Dolayısıyla, 0 veya 1 in gerçekleşme durumu, her ikisinin olma olasılığının toplamı kadardır. Kuantum bilgisayarlar, hala emekleme aşamasındadır. Kuantum bilgisayarlarındaki en büyük...

Şirketlerin Sürdürülebilirliği ve Kurumsal İtibarda Kurumsal Yönetimin Etkisi

  Değerli dostlar, İşlerimin yoğunluğu sebebiyle, uzun zamandır yazamıyordum. Bugün güzel bir konu ile tekrar yazmaya başlayayım. Geçen hafta üyesi bulunduğum TKYD’nin “Şirketlerin Sürdürülebilirliği ve Kurumsal İtibarda Kurumsal Yönetimin Etkisi ” temalı paneline katıldım. Gerçekten çok keyifli ve bilgilendirici bir panel oldu. Bu güzel organizasyonun hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Panel’de kurumsal yönetimin önemine yönelik panelistler ve katılımcılar değerli yorumlarını anlattılar. Kurumsal yönetim aslında şirketlerin belirlenmiş kurallar ve bilgi çerçevesinde yönetilmesini istiyor. Ülkemizde en büyük sorun da burada başlıyor, özellikle şirketlerin sahipleri şirketlerin yönetiminde tek hakim güç olmak istemeleri, sözlerinin üzerine söz söylenmesini istememeleri, herhangi bir kurala bağlı olmadan şirketlerini yönetmek istemeleri, firmaların kurumsallaşamamalarının önündeki en büyük engeldir. Bunu engellemek için oluşturulan yönetim kurulları da aslında çoğ...