Ana içeriğe atla

Liderlik (Bölüm 3 )

Değerli dostlar,

Duygusal zeka kavramına devam ediyorum. Duygusal zekaya sahip olmanın diğer unsuru empatik olmaktır. Sürekli kullandığımız bir kelime olan empati kavramını biraz derinlemesine konuşalım. Empati kavramı, başka insanların duygularını, kendi duygularımız gibi benimsemek ya da herkesi hoşnut etmek anlamına gelmez. Empati kavramı, akılcı kararlar alırken başka faktörlerin yanısıra çalışanların duygularını da anlayışla gözönünde tutmak anlamına gelir.

Liderliğin en önemli bileşenlerinden biri olan empati günümüzde üç nedenle çok kritiktir. Ekip çalışmasının firmalarda daha çok önem arz etmesi, küreselleşmenin hızla yayılması ve tabi ki firmaların en önemli kaynağı olan yetenekli insan kaynağının elde tutulması ihtiyacıdır. Özellikle, ülkemiz insanın duygusal yapısı ve ekip içerisindeki sayının fazla olması sebebiyle herkesin kendi düşüncesinin doğru olduğuna inanması, ekip çalışmasında bir akıl birliğinin oluşmasına ve konsensüs oluşmasına engel teşkil edecektir. Düşündüğünüzde aslında 2 kişi bile aralarında konuşurken çoğu zaman fikir birliğine varmakta zorluk yaşayacaktır. Ekip üyelerinin ve ekip liderinin empati yeteneğine sahip olması, problemlerin çözümüne ve doğru kararlar alınmasına yardımcı olur.

Empatinin şirketlere sağladığı fayda sadece çalışan performansını artmasına imkan sağlamaz, bunun dışında, empati sayesinde firmalar ellerindeki iyi elemanların işlerinden memnun olmalarını ve şirketlerde kalmasını sağlarlar. Empati yapamamanın bedeli olarak iyi elemanlarını kaybeden firmalar, kaybettikleri çalışanların şirketlerdeki konumuna göre şirketlerin bilgi birikimini de beraberinde kaybederler. Burada temel nokta çalışanlar ile yöneticiler arasında oluşan ilişki yönetimidir. İyi yöneticiler, çalışanların performanslarını arttırmak için ne zaman sıkılaşacaklarını, ne zaman dizginleri bırakmak gerektiğini bilirler. Çalıştıkları kişileri motive etme tarzları ile empatiyi eylem içinde sergilerler.

Duygusal zekanın ilk 3 bileşeni öz-yönetim becerileridir. Son 2 bileşen yani empati ve sosyal beceri ise kişinin başkaları ile olan ilişkisini yönetme sanatıdır. Duygusal zekanın bir bileşeni olarak sosyal beceri göründüğü kadar basit değildir. Sosyal beceri daha çok belli bir amacı gözeten dostluktur. İnsanları arzu ettiğimiz yöne çevirmektir. Bu amaç yeni bir pazarlama stratejisi üzerinde görüş birliği sağlamak veya yeni bir ürün konusunda coşku uyandırmak olabilir. Sosyal becerisi yüksek insanların genelde geniş bir tanıdık çevresi ve her çeşit insanla ortak zemin bulma, yakınlık kurma hüneri olur. Sosyal beceri duygusal zekanın doruk noktasıdır. Kendi duygularını anlayıp kontrol edebilen ve başkalarının duygularına empatiyle yaklaşabilen insanlar genelde ilişkilerini yürütmede çok etkin olurlar. Başarma güdüsüyle hareket eden insanların aksilikler ya da başarısızlıklar karşısında bile iyimserlik eğiliminde olduklarını görürsünüz. Sosyal beceri kabiliyeti yüksek insanlar çalışırken gösterdikleri empati sayesinde ekip yönetimi konusunda da başarılıdırlar.

Duygusal zekası yüksek insanlarla çalışmanız dileğiyle,

İyi haftalar,

Saygılarımla,

Ufuk Saygın

AQUA Danışmanlık

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Son akşam yemeği Bölüm 1

Değerli dostlar, En son yazımda, Leonardo Da Vinci ile ilgili yazmıştım. Bugün de yine Leonardo ile ilgili yazacağım ancak bu sefer konu bir eseri olacak. Son akşam yemeği eserini duymuşsunuzdur. Aslında bir önceki bloğumda yazdığım gibi sanat eserleri niteliğindeki resimler bende çok fark yaratmıyordu. Leonardo’nun biyografisini okuyunca, biraz daha bilgi kazandığımı düşünüyorum. En azından resimde nerelere bakacağımı daha iyi biliyorum artık. Son akşam yemeği resmini ben daha önceden bir tablo gibi düşünmüştüm Oysa ki, resim bir duvara çizilmiş, evet yanlış duymadınız. Resim Milano’daki Santa Maria Delle Grazie kilisesinin duvarına çizilmiş. Leonardo tüm resimlerinde insanların duygularını ve ruh hallerini resimlerine yansıtmaya çalışmış, hem de ne yansıtma. Resimlerinde daha çok hareketli anları çizmiş ve o hareket hallerinde insan vücudunun aldığı formu incelemiş ve en doğru şekilde resmetmeye çalışmış. Son akşam yemeği’ni de incelerseniz, tablonun hem hareketli insan figürleri...

Kuantum bilgisayarlar

Değerli dostlar, Bugün kuantum bilgisayarlar hakkında yazı yazacağım. Kuantum bilgisayarlar bilgisayar dünyasında bir devrim niteliğindedir. Moore yasasının artık sınırına gelmiş durumdayız. Daha hızlı bilgisayarlar için farklı metotlar denememiz gerekiyor. Şu an için bilim insanları kuantum teknolojisi ile hesaplama yapmaya çalışmaktadır. Kuantum dünyası apayrı bir dünya, yazılarımda bahsettiğim gibi, akıl ile anlaşılabilecek durumun ötesindedir. Bugünkü, bilgisayarlar bit dediğimiz, 0 ve 1 lerden oluşan ikili sistemi kullanarak hesaplama yaparlar. Kuantum dünyasında durum farklıdır. Herhangi bir andaki olasılık, olabilecek tüm durumların toplamı kadardır. Yani, büyük bir nesne ile anlatmak istersek, bir kedinin hem ölü, hemde canlı olduğu olasılığını düşünün. Kuantum dünyasında bu olabilir. Dolayısıyla, 0 veya 1 in gerçekleşme durumu, her ikisinin olma olasılığının toplamı kadardır. Kuantum bilgisayarlar, hala emekleme aşamasındadır. Kuantum bilgisayarlarındaki en büyük...

Şirketlerin Sürdürülebilirliği ve Kurumsal İtibarda Kurumsal Yönetimin Etkisi

  Değerli dostlar, İşlerimin yoğunluğu sebebiyle, uzun zamandır yazamıyordum. Bugün güzel bir konu ile tekrar yazmaya başlayayım. Geçen hafta üyesi bulunduğum TKYD’nin “Şirketlerin Sürdürülebilirliği ve Kurumsal İtibarda Kurumsal Yönetimin Etkisi ” temalı paneline katıldım. Gerçekten çok keyifli ve bilgilendirici bir panel oldu. Bu güzel organizasyonun hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Panel’de kurumsal yönetimin önemine yönelik panelistler ve katılımcılar değerli yorumlarını anlattılar. Kurumsal yönetim aslında şirketlerin belirlenmiş kurallar ve bilgi çerçevesinde yönetilmesini istiyor. Ülkemizde en büyük sorun da burada başlıyor, özellikle şirketlerin sahipleri şirketlerin yönetiminde tek hakim güç olmak istemeleri, sözlerinin üzerine söz söylenmesini istememeleri, herhangi bir kurala bağlı olmadan şirketlerini yönetmek istemeleri, firmaların kurumsallaşamamalarının önündeki en büyük engeldir. Bunu engellemek için oluşturulan yönetim kurulları da aslında çoğ...