Ana içeriğe atla

Yaşamın başlangıcı

 Değerli dostlar,

 

Uzun zamandır yazamıyorum, işlerimin yoğunluğu yazı yazmama engel oluyor. Her zaman dünya’ya biz veda ettikten sonra, nasıl kalıcı bir eser bırakabileceğimi düşünmüşümdür. İçinde bulunduğumuz çağ bize bu imkanı veriyor. İnternet olduğu sürece yazdıklarımız bizden sonraki nesillere ulaşabilecektir.

Bugünlerde insan yapısıyla ilgili kitaplar okuyorum. Bugün size bu konuyla ilgili yazacağım. İnsanoğlu yüzyıllardır, varlığı araştırıyor. Bilim adamları ve filozoflar bu konu ile ilgili araştırmalar yapıyorlar. İlk insan ve sonrası nasıl gelişti ve bugünkü hale geldi. Bize ait özellikler, gen dediğimiz kalıtım birimi sayesinde, nesilden nesile aktarılıyor. İlk başta bilim insanları genlerin proteinler tarafından taşındığını varsaydılar. Ancak, sonraları kalıtımın canlı hücrelerdeki yaygın bir molekül olan nükleik asitlerle gerçekleştiğini anladılar. Bu moleküller, şekerden, fosfatlardan ve baz dediğimiz dört çeşit molekülün birbirine bağlanmasıyla oluşan zincirlerden meydana gelir. Bu moleküller, 2 çeşittir. RNA ve DNA. RNA’nın DNA dan farkı bir oksijen atomunu kaybetmiş olmasıdır. En basit çerçeveden baktığımızda, tek hücreli bir canlıdan, çok hücreli kompleks yapılı insana kadar tüm canlılar, kendilerine ait nükleik asitler tarafından kodlanmış genetik malzemeyi içeren, çoğaltmaya çalışan, proteinle sarmalanmış paketlerdir.

Bu buluş, bilim insanlarına yeni bir pencere açtı. İnsan genomunu çözmek. 1986 yılında başlayan proje ile DNA’mızda yer alan 3 milyar baz çiftini bulmak ve bu baz çiftlerinin kodladığı 20.000 den fazla geni haritalamak hedeflendi. Sonunda, insan genomu çözüldü ve bilim insanları yaşamın kodunu nasıl okuyabileceğimizi bize öğretmişti. Ancak bu yeterli değildi, insan DNA haritasına sahip olmak, beklenen büyük tıbbi atılımların çoğuna yol açmadı. Sıra bu kodu nasıl yazabileceğimize gelmişti. Esas önemli adım bu olacaktı.

İnsan genlerini kodlayabilmek için diğer molekülü daha iyi tanımamız gerekiyor. RNA. RNA, insan genom projesinde, hücrelerin çekirdeğinde yuvalanmış DNA’dan talimat taşıyan bir mesajcı molekül olarak görülüyordu. Bir geni kodlayan küçük bir DNA segmenti, RNA parçacığına kopyalanır ve ardından hücrenin üretim bölgesine gider. Orada, bu m-RNA belirli bir protein üretmek için uygun amino asit dizisinin bir araya gelmesini sağlar.

Canlılardaki çoğu kimyasal reaksiyonu başlatan, hızlandıran ve düzenleyen protein türlerine enzim diyoruz. Katalizör görevi görürler. Bir hücrede gerçekleşen tüm eylemlerin bir enzim tarafından katalize edilmesi gerekir. Bilim insanları daha sonraları, hücrede protein dışında başka moleküllerinde enzim olabileceğini keşfettiler. Bu büyük bir buluştu. Bazı RNA molekülleri kimyasal bir reaksiyona yol açarak kendilerini bölebiliyorlardı. Bu da RNA moleküllerinin kendi kendilerini kesme ve uç uca birleştirme işlemi yapabildiklerini gösterdi. Yaşam acaba böyle mi başlamıştı?

İnsanoğlunun yüzyıllardır merak ettiği, Evren nasıl başladı? Varlık neden var? Bilinç nedir? Evren deterministik midir? Özgür irade var mı? gibi soruların cevabına en yakın olanı hayatın nasıl başladığıdır. Canlıların temel özelliklerinden biri, belki de en belirgini kendilerine benzer daha fazla organizma yaratmak için yöntem geliştirmiş olmalarıdır. Buna üreme diyoruz. Yaşamın devamı için tüm canlılar çoğalıyor. Çoğalamayanlar yok oluyorlar. RNA nın da kendini kopyalayabilmesi, onun devamlılığını ve hayatın kökenindeki öncü molekül olması ihtimalini güçlendirmektedir. Devamı haftaya…

İyi haftalar,

Saygılarımla, 

Ufuk Saygın

AQUA Danışmanlık

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Son akşam yemeği Bölüm 1

Değerli dostlar, En son yazımda, Leonardo Da Vinci ile ilgili yazmıştım. Bugün de yine Leonardo ile ilgili yazacağım ancak bu sefer konu bir eseri olacak. Son akşam yemeği eserini duymuşsunuzdur. Aslında bir önceki bloğumda yazdığım gibi sanat eserleri niteliğindeki resimler bende çok fark yaratmıyordu. Leonardo’nun biyografisini okuyunca, biraz daha bilgi kazandığımı düşünüyorum. En azından resimde nerelere bakacağımı daha iyi biliyorum artık. Son akşam yemeği resmini ben daha önceden bir tablo gibi düşünmüştüm Oysa ki, resim bir duvara çizilmiş, evet yanlış duymadınız. Resim Milano’daki Santa Maria Delle Grazie kilisesinin duvarına çizilmiş. Leonardo tüm resimlerinde insanların duygularını ve ruh hallerini resimlerine yansıtmaya çalışmış, hem de ne yansıtma. Resimlerinde daha çok hareketli anları çizmiş ve o hareket hallerinde insan vücudunun aldığı formu incelemiş ve en doğru şekilde resmetmeye çalışmış. Son akşam yemeği’ni de incelerseniz, tablonun hem hareketli insan figürleri...

Kuantum bilgisayarlar

Değerli dostlar, Bugün kuantum bilgisayarlar hakkında yazı yazacağım. Kuantum bilgisayarlar bilgisayar dünyasında bir devrim niteliğindedir. Moore yasasının artık sınırına gelmiş durumdayız. Daha hızlı bilgisayarlar için farklı metotlar denememiz gerekiyor. Şu an için bilim insanları kuantum teknolojisi ile hesaplama yapmaya çalışmaktadır. Kuantum dünyası apayrı bir dünya, yazılarımda bahsettiğim gibi, akıl ile anlaşılabilecek durumun ötesindedir. Bugünkü, bilgisayarlar bit dediğimiz, 0 ve 1 lerden oluşan ikili sistemi kullanarak hesaplama yaparlar. Kuantum dünyasında durum farklıdır. Herhangi bir andaki olasılık, olabilecek tüm durumların toplamı kadardır. Yani, büyük bir nesne ile anlatmak istersek, bir kedinin hem ölü, hemde canlı olduğu olasılığını düşünün. Kuantum dünyasında bu olabilir. Dolayısıyla, 0 veya 1 in gerçekleşme durumu, her ikisinin olma olasılığının toplamı kadardır. Kuantum bilgisayarlar, hala emekleme aşamasındadır. Kuantum bilgisayarlarındaki en büyük...

Şirketlerin Sürdürülebilirliği ve Kurumsal İtibarda Kurumsal Yönetimin Etkisi

  Değerli dostlar, İşlerimin yoğunluğu sebebiyle, uzun zamandır yazamıyordum. Bugün güzel bir konu ile tekrar yazmaya başlayayım. Geçen hafta üyesi bulunduğum TKYD’nin “Şirketlerin Sürdürülebilirliği ve Kurumsal İtibarda Kurumsal Yönetimin Etkisi ” temalı paneline katıldım. Gerçekten çok keyifli ve bilgilendirici bir panel oldu. Bu güzel organizasyonun hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Panel’de kurumsal yönetimin önemine yönelik panelistler ve katılımcılar değerli yorumlarını anlattılar. Kurumsal yönetim aslında şirketlerin belirlenmiş kurallar ve bilgi çerçevesinde yönetilmesini istiyor. Ülkemizde en büyük sorun da burada başlıyor, özellikle şirketlerin sahipleri şirketlerin yönetiminde tek hakim güç olmak istemeleri, sözlerinin üzerine söz söylenmesini istememeleri, herhangi bir kurala bağlı olmadan şirketlerini yönetmek istemeleri, firmaların kurumsallaşamamalarının önündeki en büyük engeldir. Bunu engellemek için oluşturulan yönetim kurulları da aslında çoğ...