Ana içeriğe atla

Son Akşam Yemeği Bölüm 3

Değerli dostlar,

Son akşam yemeğinin yorumuna devam ediyorum. Tabii ki, hiçbir rahip resme öyle bir noktadan bakamayacaktı. Ama Leonardo, o noktayı ideal bakış açısı yaptıktan sonra, odadaki başka noktalardan bakıldığında resmin daha az çarpık görünmesi için optik hileler kullandı.

En zekice hareketi, keşişlerin girdiği sağ duvardaki kapıdan bakıldığında perspektifin en doğal şekilde görünmesini sağlamak için hafif ayarlamalar ve düzeltmeler yapmasıydı. Bu, göze ilk çarpan şeyin, İsa’nın ayası yukarı bakan sol elinin, adeta odaya buyur edermiş gibi doğrudan onlara yönelmiş olması anlamına geliyordu. Tavanın açıları sağ tarafta biraz daha yüksektir. Bu da resmin kapıdan geçen izleyicinin göz hizasında olmasını sağlar. Resimdeki sağ duvar, kapıdan geçen izleyiciye, daha yakın ve daha çok aydınlatılmış olduğundan göze daha büyük ve sanki yemekhanenin doğal uzantısıymış gibi görünür.

Leonardo, perspektifi manipüle ettiğini saklamak için birkaç hile kullanmıştır. Zeminin arka ve yan duvarlara değdiği çizgiler, masa tarafından tamamen gizlenmiştir. Eğer resme dikkatlice bakıp yer çizgilerini gözünüzde canlandırmaya çalışırsanız çarpıtılmış bir biçimde görüneceklerini sezinleyebilirsiniz. Buna ek olarak, tavanın aslında masanın tam üzerine kadar uzanmadığını gizleyen bir pervaz çizilmiştir. Yoksa izleyiciler, Leonardo’nun tavan perspektifini biraz hızlandırdığını fark edebilirlerdi.

Duvarların ve tavanın kaçma noktasına normalden daha erken gerilediği bu hızlandırılmış perspektif, Leonardo’nun yapımcılığını üstlendiği teatral etkinliklerden öğrendiği birçok hileden biriydi. Rönesans prodüksiyonlarında sahne, dikdörtgen bir alandan ziyade daha fazla derinlik yanılgısı yaratmak için, hızlıca daraltılıp kısaltılabilen bir alandan oluşurdu. İzleyiciye doğru eğimli idi ve sahne dekorunun yapaylığı, Leonardo’nun Son Akşam Yemeği’nde yaptığı gibi süslenmiş bir pervazla gizlenirdi.

Son Akşam Yemeği’nde resmedilen oda öyle hızla küçülür ki, arka duvar dışarıyı gösteren pencerelerin ancak sığacağı bir büyüklüğe sahiptir. Duvar halıları orantılı değildir. Masa, üzerinde rahatça yemek yenebilecek kadar geniş değildir ve havariler masanın tek bir tarafında toplanmıştır; hepsinin oturması için yeteri kadar yer yoktur. Zemin bir sahne gibi öne eğimlidir ve masa da bize doğru biraz eğimlidir. Tüm karakterler, sanki bir tiyatro oyunundaymışlar gibi ön plandadır, jestleri bile abartılı ve yapmacıktır.

Resmedilen sahneye yemekhanede yemek yiyen keşişlerin uzantısıymış izlenimi veren ufak dokunuşlar da bunların arasındadır. Resimdeki ışık, gerçek yemekhanenin sol duvarındaki yüksek pencereden geliyormuş gibi görünür ve gerçeklikle fantezinin iç içe geçmesini sağlar. Resimdeki sağ duvara baktığımızda, sanki gerçek pencereden geliyormuş gibi görünen ikindi ışığı ile aydınlanır. Masanın bacaklarına baktığımızda da gölgenin kaynağı da yine aynı ışıktır.

Tüm bunlar dikkate alındığında Son Akşam Yemeği, bilimsel perspektifle teatral maharetin, akıl ile hayal gücünün tam Leonardo’ya layık bir karışımı idi. İşte böyle, resim deyip geçmemek gerekiyor. İçinde neler barındırdığını anlamak derin bir bilgi ve analiz gücüne sahip olmayı gerektiriyor.      

İyi haftalar diliyorum,

Saygılarımla,

Ufuk Saygın

AQUA Danışmanlık

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Son akşam yemeği Bölüm 1

Değerli dostlar, En son yazımda, Leonardo Da Vinci ile ilgili yazmıştım. Bugün de yine Leonardo ile ilgili yazacağım ancak bu sefer konu bir eseri olacak. Son akşam yemeği eserini duymuşsunuzdur. Aslında bir önceki bloğumda yazdığım gibi sanat eserleri niteliğindeki resimler bende çok fark yaratmıyordu. Leonardo’nun biyografisini okuyunca, biraz daha bilgi kazandığımı düşünüyorum. En azından resimde nerelere bakacağımı daha iyi biliyorum artık. Son akşam yemeği resmini ben daha önceden bir tablo gibi düşünmüştüm Oysa ki, resim bir duvara çizilmiş, evet yanlış duymadınız. Resim Milano’daki Santa Maria Delle Grazie kilisesinin duvarına çizilmiş. Leonardo tüm resimlerinde insanların duygularını ve ruh hallerini resimlerine yansıtmaya çalışmış, hem de ne yansıtma. Resimlerinde daha çok hareketli anları çizmiş ve o hareket hallerinde insan vücudunun aldığı formu incelemiş ve en doğru şekilde resmetmeye çalışmış. Son akşam yemeği’ni de incelerseniz, tablonun hem hareketli insan figürleri...

Kuantum bilgisayarlar

Değerli dostlar, Bugün kuantum bilgisayarlar hakkında yazı yazacağım. Kuantum bilgisayarlar bilgisayar dünyasında bir devrim niteliğindedir. Moore yasasının artık sınırına gelmiş durumdayız. Daha hızlı bilgisayarlar için farklı metotlar denememiz gerekiyor. Şu an için bilim insanları kuantum teknolojisi ile hesaplama yapmaya çalışmaktadır. Kuantum dünyası apayrı bir dünya, yazılarımda bahsettiğim gibi, akıl ile anlaşılabilecek durumun ötesindedir. Bugünkü, bilgisayarlar bit dediğimiz, 0 ve 1 lerden oluşan ikili sistemi kullanarak hesaplama yaparlar. Kuantum dünyasında durum farklıdır. Herhangi bir andaki olasılık, olabilecek tüm durumların toplamı kadardır. Yani, büyük bir nesne ile anlatmak istersek, bir kedinin hem ölü, hemde canlı olduğu olasılığını düşünün. Kuantum dünyasında bu olabilir. Dolayısıyla, 0 veya 1 in gerçekleşme durumu, her ikisinin olma olasılığının toplamı kadardır. Kuantum bilgisayarlar, hala emekleme aşamasındadır. Kuantum bilgisayarlarındaki en büyük...

Şirketlerin Sürdürülebilirliği ve Kurumsal İtibarda Kurumsal Yönetimin Etkisi

  Değerli dostlar, İşlerimin yoğunluğu sebebiyle, uzun zamandır yazamıyordum. Bugün güzel bir konu ile tekrar yazmaya başlayayım. Geçen hafta üyesi bulunduğum TKYD’nin “Şirketlerin Sürdürülebilirliği ve Kurumsal İtibarda Kurumsal Yönetimin Etkisi ” temalı paneline katıldım. Gerçekten çok keyifli ve bilgilendirici bir panel oldu. Bu güzel organizasyonun hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Panel’de kurumsal yönetimin önemine yönelik panelistler ve katılımcılar değerli yorumlarını anlattılar. Kurumsal yönetim aslında şirketlerin belirlenmiş kurallar ve bilgi çerçevesinde yönetilmesini istiyor. Ülkemizde en büyük sorun da burada başlıyor, özellikle şirketlerin sahipleri şirketlerin yönetiminde tek hakim güç olmak istemeleri, sözlerinin üzerine söz söylenmesini istememeleri, herhangi bir kurala bağlı olmadan şirketlerini yönetmek istemeleri, firmaların kurumsallaşamamalarının önündeki en büyük engeldir. Bunu engellemek için oluşturulan yönetim kurulları da aslında çoğ...